KÖYDE YAŞAMAK AMA NASIL? 31/8/2009

KÖYDE YAŞAMAK MI, KÖYLÜ YAŞAMAK MI? YOKSA KÖYDE KÖYLÜ GİBİ YAŞAMAK MI? 

 

Köylerde akrabası olan veya bir şekilde yolu köye düşen hemen herkesin köy hayatı ile ilgili değişimlerin farkındadır sanırım. Değişim, canlılar için kaçınılmaz bir süreçtir. Bundan kurtuluş yok. Önemli olan bu sürecin köylümüzün, doğup-büyüdüğü topraklar üzerinde değişerek gelişmesi sosyal açıdan, ekonomik açıdan ülke için yararlı olacaktır.

 

Hepimiz, özellikle son zamanlarda köylünün ektiğinin, diktiğinin; ürettiğinin para etmediğini biliyor, bu durumdan yakınıyoruz. Hatta bir zamanlar dünya üzerinde kendi kendisine yeten sayılı ülkelerden birisi olmaktan dolayı da övündüğümüz oluyordu.  Ama ne yazık ki, son zamanlarda bu kesimde yaşanan üretimde kullanılan girdi maliyetlerindeki artış ve buna paralel olarak üretim sonrası gelir kaybı,  bu kesimi de derinden etkilemiş; ülkenin çözüm bekleyen bunca sorunları varken, tarım kesiminin yani köylümüzün durumu Türkiye için çözülmesi gereken acil sorunlar arasındaki yerini almaya başlamıştır.

Köylünün üretiminde kullandığı tohum, gübre, işçilik, ekipman fiyatlarının pahalı oluşu nedeniyle artan tarım girdilerinin köylüyü tarlasını ekemez hale getirdiği; arazilerin her geçen gün miras yoluyla parçalanarak küçülmesi de tarımla uğraşan insanları tarımdan soğutmuştur. Birde buna, uygulanan seçici ve sınırlayıcı tarım politikaları eklenince, köydeki yaşam şartları her geçen gün ağırlaşmış, köylüyü yerinden yurdundan eden göçlerin yaşanmasına zemin hazırlamıştır.

Gittikleri şehir hayatında çoğu belki de mutlu değil. Gittikleri büyük şehir hayatına uyumun da o kadar kolay olmadığını ve bu yeni yerlerinde de geçim sıkıntısı çektiklerini, üzerlerine doğan her yeni günün kendileri için masraf demek olduğunu onlarda biliyorlardır.

  Artan nüfus ve bunun getirdiği sorunlar nedeniyle, yerel yönetimler sürekli olarak arayış içerisine girmekte ve kimi zaman Türkiye’nin yetersiz olan kaynakları nedeniyle insanca yaşamak için gerekli olan şartların sağlanmasında zorlanmaktadırlar.

Makro düzeyde bir sorun olan bu konuları bir kenara bırakarak, köylü ve köy hayatına bizim ve orada yaşayanların kattığı olumsuzlukları dile getirmek istiyorum.

Medeniyetin 3 temel unsuru olan elektrik, su ve yol insanoğlu için bir dizi olumlu yönde hayat tarzını da beraberinde getirmiştir. Medeniyetin de bir bedeli var. Türkiye gibi köy ve mezrası çok olan bir ülkenin, bu sorunların üstesinden gelmesi o kadar kolay değildir. 

Değişimin canlılar için kaçınılmaz bir süreç olduğunu söylemiştim. Bu benim fikrim değil, toplum bilimi ile uğraşan sosyolog ve bu konuda kafa yoran herkesin fikir birliği ettiği bur durumdur. Hangi köye giderseniz gidiniz, köylümüzün yaşama tarzının ve beslenme alışkanlıklarının çok değiştiğini görürsünüz. Kendi ürettiklerini tüketme yerine, şehir hayatının veya hızlı yaşamanın beraberinde getirdiği alışkanlıklar olan yeme-içme kültürünün bugün en ücra köylerimizin mutfaklarına ve sofralarına kadar girdiğini görebilmekteyiz.

Girmesin mi?

Girsin.

Yenilmesin mi?

Yenilsin.

Ama. Öncelikle sağlıklı ve besleyici olduğu hemen hemen herkes tarafından kabul edilen köylümüzün kendi ürettiği elinin emeği, gözünün nuru olan: Peynirin, sütün, yoğurdun, yumurtanın, balın yerini bugün, kola, fanta, neskafe, hazır bebek mamaları gibi yiyecek ve içecekler alıyorsa burada gözden kaçırdığımız bir şeylerin varlığından bahsetmek istiyorum.

Köyde ikamet ediyoruz, yumurtayı, unu, şekeri, çayı ve daha pek çok şeyi şehirden alıyoruz. Elbette alacağız. Her şeyi köyde yaşayan herkesin imal etmesi, üretmesi mümkün değil. Ama köyde üretilen, üretilmesi lazım gelen şeylerin de marketlerden alınması biraz kendilerine haksızlık oluyor diye düşünüyorum. Şehir yerinde ikamet eden vatandaşlar köy yumurtasına, yoğurduna, bulguruna, meyvesine hayran kalırken; köylümüzün, bunları görmezlikten gelmesi biraz gariptir. Bugün köylerde evlerin tandırlarında ekmek çok az yapılmaktadır. Çünkü şehir, ilçe veya kasabalarda fırın işleten kişiler arabalarına doldurdukları ekmekleri çok rahatlıkla köylerde satabilmektedirler, köylülerimizde bunları almaktadırlar. Belki buna sebep olarak köy yerinde işlerin çok olduğundan ve zamanın yetmediğinden bahsetmek bir bahane olabilirse de makineleşme sonucu, insan gücü ile yapılan birçok iş artık daha az kişi ile çok kısa bir zamanda yapılabilmektedir. Şehirde yaşayan hangi köylümüze sorarsanız sorun özlemiştir ekmek edilirken eline 2 yumurta alıp ketili yaptırmayı veya sıcak yufka ekmeğine çökelik dürüp yemeyi...

Üretimi mi unuttuk?

Her istediğimizi çarşı-pazardan daha ucuza almak üretim anlayışımızı mı değiştirdi?

Üretmeyi bilinçli veya bilinçsiz olarak unutturulduk mu?

Galiba her üçü de. Zaten büyük holdinglerin ve uluslar arası dağıtım ağına sahip büyük şirketlerin Kartellerin, Tröstlerin de istediği de bu değil mi?.

Üretme, tüket.

Üretici bir toplum olma, tüketici bir toplum ol.

Ama: Tüketici toplum olmak, belirli bir ekonomik gücün ve kültürün sonucudur.

Kartellerin, Tröstlerin, Holdinglerin tüm kampanyalarına ve telkinlerine inat, öncelikle kendi ürettiğimizi kendimiz tüketeceğiz. Tüketeceğiz ki, başkasının da tüketmesini bekleyeceğiz, bundan para kazanacağız. Durup dururken son zamanlarda Organik Tarım, Organik ürün ve organik ürün satan yerlerin sayısında bir artış olmadı. Dünya artık, katkısız üretim sonucu meydana getirilen ürünlerin tüketilmesi gerçeğini keşfetti. Yapay ürünlerin, dondurulmuş gıdaların insan sağlığı açısından hiç de iyi olmadığının farkına vardı. Bu gerçek bizi de zaman içerisinde hızla saracak, hem de çok kısa bir zaman içerisinde…

Köy hayatında has eskiden hangi alışkanlıklarımız varsa giderek değişti. Bugün artık köyde eve gelen misafirlere, ayran yerine kola; çay, kahve yerine neskafe ikram etmek neredeyse adet haline gelmiş. İnanın buna bir anlam veremiyorum, belki sizlerde veremiyorsunuzdur… Doğal ortamında beslenen köy tavuğunun etini, yumurtasını hangi çiftlik tavuğu veya yumurtasından alabilirsiniz? Gönül rahatlığı ile , içinize sindire sindire yiyebiliyor muyuz? Doğrusunu söylemek gerekirse, hayır… Tadı yok, tuzu yok, ama ne yaparsınız ki, yemek zorunda kalıyorsunuz şehir hayatında, tavuk beslemek gibi ne imkanımız  var  nede böyle bir yerimiz ve zamanımız…

 

Hani, olmayan köylülerimize bir şey demiyorum ama ;  Bir ayranın (çalkamanın)    yerini kola veya fanta tutar mı? Kurutulmuş elma, kayısı, erik, üzüm gibi meyvelerden yapılan hoşafın tadını hangi hazır içecekten alabilirsiniz?

Sizi bilmem ama ben, sonbaharın gelmesini dört gözle beklerim.  Yapılması zorda olsa Köyde yapılan pekmezi hiç bir şeye değişmem. Tadı bir başka güzel.  Köyümüzde yapılan pekmezi üretmeyi ve pazarlamayı düşünmek gerektiğini düşünüyorum. Bu sene en az 10 kg kadar bana gelen sipariş var doğal köy pekmezi için. 

 

Köyde ikamet ediyorsan arkadaş, köyde yaşamak için ne lazımsa hepsi olacak.

Maalesef çoğu köylümüzün evinde bir kedisi dahi yok. Bırakın kediyi arkadaş köyde fasülye , baldırcan , domates yok. Şehere indiğinde aldıysan yiyosun köyde nasıl olsa bahçesi olan birinde vardır diye gittiysen yandın.

O zaman “neden köyde ikamet ediyorsun arkadaş?” diyesi geliyor insanın.

Üretimin timsali, Ulu Önder Atatürk’ün, “Köylü milletin efendisidir” sözleri ile haklı bir övgüye mahzar olan Türk Köylüsü, yıllardır sürdürülen kampanyalar ve politikalar sonucunda üretimden uzaklaştırılmış, şu anda Köyde yaşamaya mahkum edilmiş durumdadır.

Çare yine kendilerinde… Üretimlerine ve köylerine sahip çıkarak, yeniliklere ayak uydurarak hak ettikleri refah düzeyini  yakalamaları hiç de uzak ihtimal değildir. İnanmak, başarmanın yarısıdır.

Taş yerinde ağırdır.

Selam ve saygılarımla.

 

Bu yazı Çankırı Araştırmaları sitesinden alınarak bir kısım düzeltmeler yapıldıktan sonra yayınlanmıştır. Orjinali www.cansaati.org sitesinde mevcuttur.

 

Önder AYAĞIBÜYÜK

 

 

Yorum (yok) YORUM EKLE Kalıcı Bağlantı
SONRAKİ SAYFA